Herkes paranın ne olduğunu çok iyi bilir. Fakat çoğumuz bugünkü küresel finans mimarisinin nasıl çalıştığıyla, bir foreks işleminin veya yurt dışına bir dolar ödemesinin altyapısı ile fazla ilgilenmeyiz. O nedenle, efendim doların sonu gelmiş, kripto para egemen güçleri tahtından indirecekmiş gibi hikayelerin kısa sürede gerçek olabileceğine kolayca inanıyor olabiliriz.
Örneğin, Bitcoin başta olmak üzere, kripto paraların doların yerini alacağına inananlar az değildir. Yaşı daha genç olanların teknolojiye eğilimleri daha yüksek olduğu için bu olasılığa daha fazla prim verdiklerini tahmin edebiliriz. Bugün sirkülasyonda 17 ila 19 bin değişik kripto para birimi olduğu tahmin ediliyor; bunların değer olarak üçte ikisinden fazlası Bitcoin ve Etherium. Takriben yüzde 11’i ise stable coinlerden oluşuyor (USDT ve USDC vb). Yani, geri kalanı fasafiso. Geçen yıl itibarı ile 40 milyon kripto hesabının açılmış olduğu ancak bunların en az yüzde 80’inin kısa sürede inaktif olduğu ya da kapatıldığı bilgisine ulaşıyoruz. Özetle, toplam piyasa değeri şu an için 2,7 trilyon dolar olduğu tahmin edilen kripto paraların tümü bir Apple, bir Google veya bir Microsoft etmiyor.
Kripto para hikayesinin yaygınlaşma sebebinin arkasında ABD’nin dolar ödemelerini kontrol etmesi; kara para trafiğinin bu filtrelere takılmamak için kripto paraya rağbet ettiği, kısıtlı bir arz olduğu için enflasyondan erozyona uğramayacağı ve bir yerden diğerine para aktarmanın çok daha hızlı ve maliyetsiz olması gibi haklı ve cazip nedenler var.
Ne var ki, bugün ABD dışındaki merkez bankalarının ellerinde tuttukları 13 trilyon dolarlık rezerv miktarının 7,5 trilyonu dolar cinsinden. İlaveten, 4 trilyon dolarlık altın rezervleri var. Bunlar da dolar cinsinden ifade ediliyor. Soru şu: bir gün bu bankalar ellerindeki dolar cinsinden varlıkları kriptoya dönerler mi? Cevap net: biz görmeyiz.
Kripto paranın adı para olabilir ama özellikle mal veya hizmet satın almada kullanılamadığı için para olarak adlandırmak yanlış. Belki biraz fantastik bir benzetme olabilir ama kripto paraya yatırım yapmayı şöyle düşünebiliriz: Birgün tek uydumuz olan ayda bir şehir kurulacak ve imar planı şimdiden belli. Bir daha imar ruhsatı verilmeyecek ve elimde üzerine imar yapılacak arazilerden bir tanesinin tapusu var. Bu bilgi yayıldıkça ilgililer artıyor. Aldığım fiyatın çok üstünde bir teklif geldiği için dayanamayıp satıyorum. Kar ettim ancak, yine de mutsuzum. Benden alan daha fazla kar etti! Halen teklifler geliyor, daha da gidebilir. Pişmanım. İçim içimi yiyor, neden sattım? Ya gerçek olursa? Dayanamayıp sattığım tapuyu daha pahalıya geri alıyorum. Tam rahatladım derken, bazı diğer tapu sahiplerinin sattıklarını duyuyorum. Endişeleniyorum: acaba doğru mu yaptım, gidip görmem de mümkün değil, ya bu proje hiçbir zaman gerçekleşmez ise? Hazır az zararda iken, satıyorum.
Sanki bir kumar masasında, korkularım ile hırslarım arasındaki git-gellerde bazen eriyorum, bazen kazanıyorum.
Bu örneği müşahıs yapmak için birinci tekil şahıs kullandım ama bunu yapanlardan biri olmadım, olmayı da tavsiye etmiyorum.
Bugün adı sanı duyulmamış, bir kasa iki masa bazı şirketlerin borsada milyarları geçen değerlere çıkmasının arkasında da inananların gücü var. İlginç olan, üst düzey finans yöneticiliği yapan ve finans dünyasının içinden gelen insanların bir kısmı her gün yüksek getiri açıklayan bazı fonlara yatırım yapmakta tereddüt etmiyorlar. “Ponzi sistemi olduğunu biliyorum ama getiriler çok cazip; kaybetsem de üzülmeyeceğim”, diyorlar. Yılların eskitemediği Milli Piyango reklamı geliyor akla: “Ya çıkarsa?”
Diğer taraftan, küresel ödeme sistemlerinin arkaik yapısının teknolojik değişim ile her geçen gün biraz daha zorlandığını görmemek mümkün değil. Bir yandan kara para ile mücadelede kuyruğu kripto paralara kaptırmamak, şimdi olduğu gibi ödeme sistemini politik baskı uygulamak için araçsallaştırmak, diğer yandan da blokzincir teknolojisinin getirdiği hız ve maliyet avantajını devreye sokabilmek için merkez bankaları dijital para üzerinde ciddi şekilde çalışmalar yapıyor. En gerçekçi senaryo, dijital paraların nakit paranın yerini alma senaryosu.
Dijital parayı tarif etmenin en basit yolu, hesabınızın A ya da B bankasında değil de merkez bankası’nda olduğunu düşünün. Bir tık ile istediğiniz kişiye gönderebiliyorsunuz. Kriptoya nazaran en büyük farkı, borçlusunun kim olduğu belli. Kale gibi merkez bankası. Kriptolarda dolandırılan binlerce insan bunun ne demek olduğunu iyi bilecektir. En büyük dezavantajı, herşey artık “big brother is watching” durumu.
Şu anki ödemeler sisteminin mimarisi ABD’nin lehine olduğundan, ABD merkez bankası dijital para gelişimine direniyor. Avrupa Merkez Bankası bir yandan bu yönde yeni mevzuat geliştiriyor fakat mevcut banka sisteminin işlevini fazla sıkıştırmamak için dijital parayı kişi başı 10 bin avro ile sınırlamayı planlıyor. Öte yandan, Çin, Hong Kong, BAE ve Suudi Arabistan gibi ülkeler uluslararası ödemelerinde ABD’nin kontrolündeki SWIFT sistemi dışından dolanan mBridge gibi bazı pilot uygulamaları başarı ile yürütüyorlar. Türk Lirasını henüz bilmiyoruz ama artık balyalarla banknot taşıma devrinin sonuna doğru gelindiğini görmek gerekiyor.
Özetle, blokzincir ile yeniden şekillenme eğilimine giren finansal ödemeler mimarisinde Davut ile Golyat arasındaki mücadelede bu defa Davut’un fazla şansı var gibi görünmüyor.
Bu vesile ile yahudi takviminin 5787 senesini işaret ettiği bu hafta tüm dindaşlarımıza dijital veya fiziksel bol kazançlı ama daha önemlisi barış, sağlık ve keyifle geçecek yeni bir başlangıç diliyorum.